Kısa animasyon film Circus…

Böyle başlıyordu kahverengi tonlarında yaşanmış hüznü yüzümüze vururken. Gözlerimizden akan kinayeyi bir başka tarafın boşluğu sayıyormuşçasına koyveren “Seninleyken çok sevimli hissediyorum” fikrini aşılayan Circus, düşündürücü olduğu kadar endişe de verici.

Kalbindeki sevginin gücü, kollarındaki kasların gücünü geçemeyen tüm insanlar için bir davetiyeydi kısa animasyon film anahtarla birlikte bırakılan. Zulüm, şiddet, dolaylı bastırma, kendini kandırma ve daha bir çokları sadece bir kaç kupona bizlerleyken neler yapıyoruz diye bir kez daha sorduk otoritede söz sahibi olan 100 kişiye. Cevap evetti. Kendini onaylamalıydı o da insandı. Yani ayıydı ama olsundu, kürkünün üzerine kürk giyebilen tüm canlılar gibi o da bir adamdı. Erkek adam şöyledir ya da böyledir etkisiyle kükreyen bir saçmalığın daniskası değildik ya. En azından diyebiliyorken daha kısa animasyon filmin başında.

Korku insansaldı. Öfke doğal. Doğadan aldığı gücü kötüye kullanmaksa içsel. Haliyle üç büyük parçanın kırıntılarına dönüşen insan kendi ekseni etrafında mücadele verirken hiç beklemediği bir yerden gelen paranın sevincine düşüp olduğu konumu sorgulmaktan vazgeçen bir canlıya da dönüşebilirdi, bir canavara da…

Canavar zannettiğimizi çektiğimiz acıyla eşleyip acıyı çektireni de canavar zannedebiliyoruz. Sonsuza dek büyüyen bir döngüde rollerimize kapılıyoruz. Korkunç korkunç fikirler edinip birbirimizi tersliyoruz. Ne yaptığımız konusunda kimsenin bir fikri yokken neden soruları ard arda bırakıp bir de utanmadan ardlarına düşüyoruz?

Kimsenin edinemediği fikri canlı tutmanın yollarını arıyorduk. Ayı bir anahtardı ve öfke insanın güçlü kalma arzuydu. Circus kısa animasyon film içimizden geçerken bizde böyle hatıraları kazıyarak ilerliyorduk yolumuzda.

Lütfen artık annenizin margarinini kullanmaktan vazgeçin. Bırakalım, yeniler gelsin.