Animasyon kafalara ekşimsi ancak keyifli bir tat vermek istiyoruz. Adına korku dediğimiz ve bir çoğumuzun farkında olmadan sevdiği bir duygu bu. Hangi duygularımızdan beslendiğimizin farkındalığına dikkat çekerek; tekniği ile kalbimize konan Thursday’i ve anlatısından aldığımız utanılacak fakat gelişime feda edilmiş hallerimizi, orjinalliğimize toz kondurmadan paylaşıyoruz.

Animasyon kafanın fiziği ve astrolojisi üzerine notlar.

Korkuların büyük olanları, derin olanları ve yaşam topoğrafyasına yoğun dağılanları vardır. Hepsinin yeri ayrıdır. Fakat her korkunun karşısında, her yöne çekiştirilen başka korkular da vardır. Bunların bir bileşke kuvveti oluşabilseydi, korkuların vektörel bir toplaması yapılabilseydi, sonuçta fail, toplam korkunun aksi yönüne doğru, kararlı bir biçimde kaçıp gidebilecekti. Ancak hiç de öyle olmuyor gibiyiz. Korkudan korkuya geçerken kafamız karışmış, şaşkın ve kararsız bir beklemeyi, kaçmak yerine durup anlamaya çalışmayı tercih etmek durumunda bırakılıyorduk.

Demişlerdi ki, insanlar ölür ama bazıları bir kere ölür bazıları sürekli ölür, ölüp ölüp dirilir. Bunu diyenlerin bugün haksız yanlarına bakıyoruz çünkü bazıları değil ama hepsi, hepimiz ölüp ölüp diriliyorduk. Korkularından ve kaygılarından sıyrılabilen bir kaç tanemiz ancak mümkündü ki onlar da dünyaya ışık yayabilmenin masumiyetiyle diğerlerimize şaşırıyordu.

Dahi anlamındaki de de bizden, korkmamıza çok gerek yok.

Haksız çıkmaktan ya da itirazlara mahal vermekten çekiniyoruz diyelim, ya da basitçe sakınımlı davranmayı kesip bu sefer kendimizi zorlayarak da olsa düzünden yersiz bir metaforik haritalama gerçekleştirelim. Madem yönü olan güçlere dayanan ve sonuçları bir kaç parametreden oluşan fiziksel metaforumuz işlemiyordu, biz de meselenin karmaşıklığına daha iyi yaklaşan astrolojik bir işlemci haritasına geçmeyi deneyebilirdik. Saniyede bir kaç trilyon işlem yapabilen bir alanda farkında olmadan bir başka yaşamı var etmiş olabilir miydik?

Kim daha gerçek tartışmayalım istersen…

Gök cisimlerinin gece göğünde yükseliş, alçalış ve ilerleyişleri ancak sınırlı sayıda elementten türeyen kombinasyonlar zinciriyle bir çeşitlenmeyi mümkün kılıyordu. Andığımız tüm kaygıların Zodyak’a yerleşen gezegenlere, mesela Güneş ve Ay’a, gevşekçe iliştirilebileceğini varsayalım. Burada mesela “tek bacağı olmayan bir kedinin otomobil karşısındaki korkusu” bizim Güneş’imiz olsun. Bunu hepimiz iyi kötü bilelim ve istersek, aynı şekilde kanımızı donduran ama daha uzun erişimli sebeplerden türeyen korkular da Ay’ımız olsun. Bunlar üç aşağı beş yukarı aynı günün içinde, bağımsız olarak ama yine de aynı kuşakta ortaya çıkıp kayboluyorlar. Gözler göğe dönüp failin zihnine yıldız haritasının ardından bakıldığında, hâlâ, “eş değer iki kaygı” arasında kalakalmış bir sürpriz hayal edebilir miydik?

Dedik ya, kaygının, korkunun, beklentilerin, derdin bini bin paraydı; yeryüzüne gece bakınca gördüğümüz trafikte ilerleyen elektronlardık bizde ışığın bir başka boyutunda. Ve kargalar da en az gökyüzü tanrıları kadar yuvasız bırakılmışlardı sayelerimizde.

Doğayı tahrip etmeyelim, onu koruyup bağrımıza basalım demeyi elbette hepimiz biliyoruz ancak özgürlüğü siyah zeminde kırmızı harflerle yazmayı ve aktarmayı hala marifet zannediyoruz. Kızgınız bişeylere ama sorun değil, gelişebiliriz. Gelişime kurban edilmeye hazır uzay maymunlarına göndermemizi de yaparak sizi animasyon film “Thursday” ile baş başa bırakıyoruz.