Bir cisim yaklaşıyor kaptan demiş hergelenin tekli ağzına sakız olmuş klişesi. Delinin deliği gözünden tanıdığı bir başka alemin sıradışı sınırlandırılışına atfedilmiş muhteşem ezgileriyle, Staind’in Outside’ına biz yanınca, bi’ tur da siz düşün istedik.

Eklentiler gibi birbirine girmiş sonsuz satırları boğazlayıp göz önünüze soktuğumuz bir sonbahar akşamı dahaydı sevgili ve değerli okuyan. Sizin bizi bilip de görmezden geldiğiniz gibi bizim de bizi pek tınladığımız yoktu esasında. Severdik, sayardık. Hatta, asla yapmamalıyız dediğimiz çok olaylarımıza göz yumardık da bu da bir neticedir diyip göz önünden alırdık kendimizi hiç fark ettirmeden.

İfadenin sessiz harflerini seslendiren kahraman! 3 diyince bık.

Staind‘e geçerken, kendilerini maziden beri sevdiğimizi ve bu sevgimizi tüm içtenliğimizle size de aktarmayı 21 günlük bir vatani görev bildik. Outside ise kah sarhoşluğunuzda kah ayık geçen zamanlarınızda, haftada 1 doza kendinizi mağdur bırakmanız durumunda, açığa çıkardığı sorgulatıcı eleştirisiyle, kafanızı demirden döker ancak bir mum kadar da yavaş yavaş eritebilirdi. İçimizden gelenlerin içinizden geçmesini dilerdik.

Outside bir kafa karışıklığına ön ayak olmuş ıssız adamın kendi ısssızlığından çıkıp da artık bi sosyalleşeyim, 2 insan göreyim ve mutluluğu kendimde aramaktan vazgeçip dışarıya akayım sabit fikrine kapı açtığı için; günlerce ve gecelerce yürümenin, uzun uzadıya adımlar atmaya eşdeğer olduğunu ve hiç bitmeyecekmiş gibi geldiğini, en dibimizden kaleye paslıyordu. İki imkansız eşiğin bir yük gemisi büyüklüğünü eşekler gibi taşıyabiliyor olmamızdı bizi kahraman yapan.

Üzerine içeceğimiz bir bardak kahvemizin olmamasını bile umursamadan hedefe akıyorduk, insandık ne de olsa. Kafamızı kuma gömecek değildik çünkü geçidin diğer tarafında 72 hurili, şaraplı cennet alemi duruyordu. Tabi ki çalışacaktık aslanlar gibi, kaplanlar gibi. Canavardık biz canavar. Maşallahlar eşliğinde büyüdüğümüzü ve pipimizi sağa sola göstermenin marifetini de bildiğimizden, işlenmiş hazır bilinci suya atıp karıştırdıktan sonra afiyetle içip işeyebilirdik çok tutmadan. Ne de olsa kökü bizde duran yar ve yardımcımız yüce yaratıcının anlatısındaki esası nesneleştirerek elbetteki 72 huriye düşecektik.

Outside‘ı kendi içinde bir bu tarafından bir de şu tarafından anlatmasak “aabi klip çok güzel üff ne kafa ne kafa” diye özet geçebilirdik ancak öyle böyle bir şey değildi bu. Elimizdekini neye adadığımızı daha iyi anlamamızı sağlasın diye yaratmış onu yaratıcısı. Yaratıcısının yaratıcısı değil bahsi geçen; olabildiğince direktör, senarist, stratejik plancı gibi title’ları olan, senin benim gibi her zaman olan insan. Öbür tarafta ne var demek için henüz çok genciz ama şu deliğe bi’ göz atmadan da geçmek istemeyiz. Belki bilmekten korkmazsak, incinmez, uff olmazdık. Bunu da göz ardı ediyoruz her yaptığımızı her yaptığımızın sebebine adayarak. “Çünkü ben yapmadım şu yüzden oldu” adlı baş savunmamıza mızrağını yere bırakmasını ve miğrefi kafasından artık çıkarmasını rica ediyorduk. Emredemezdik çünkü götümüz yemezdi. Ya bize çok kızarsaydı? O zaman intikam alır mıydı? Kesindi çünkü öyle olmasını bize siz öğretmiştiniz.

Bıkmadan, usanmadan ve uzanamadan pis dediğimiz ciğerin kokusuna aşık mısınız? Alın bi’ dal.

İçimizde birikenleri dışarıya aktarmaktı Outside, hapisanenin içinde olanın gözlerinden bakınca gardiyanı dışarıda görememekti, kaldırımın kenarında ucuz şarap içerken seni görmekti tüm iyi giyiminle ve ışıldayan saatinle. Bokun boka bakıp “sen çok sarışısınsın” demesiydi adeta Outside. Sayarak bitiremeyeceğimiz kadar çok şeydik, şeydin, şeydim. Bilemedik neydim.

İzleyip de öğrendiklerimiz köşesinde bugün Staind Outside‘ı ağırlamaktan ve onun için yazmaktan gurur duyduk. Bizce bu zerafeti kaba kuvvete dökmenin emsalsizliğinde tüküre tüküre anlattıklarımızdan bir başka, bambaşka bir kuple dahaydı sonsuza giden. Diğer tarafta buluşuruz. Öptük.