LGBT filmleri kuşağında bu haftanın fikri; “Dünya üreme sistemini tersine çeviriyoruz.”

LGBT filmleri için uzun araştırmalarımız oluyor çoğu zaman, LGBT üyelerinin yaşadığı durumları ve saldırıları sıkça duyuyoruz ve istem dışı gelişen bu bilgiler çatışmasında kendimizi diğerlerinden hemen ayırabiliyoruz. Sıkça bahsettiğimiz gibi; Aman dikkat! Bu bi’ tuzak.

Bana ait olmayan bilgilerin farkına varıyorum ve yönetimlerin katı duruşlarını esteniyorum. Var mı itirazı olan?

LGBT Kısa film, bize Heteroseksüel olmanın tam da şu zamanda LGBT için yapılan günah, hata, hastalık vb. tanımlarına odaklı. Yani kendinizi Heteroseksüel olarak tanımlıyorsanız çok büyük bir günah işliyor olabilirsiniz!

Mutlu mesut Amerikan ailelerini düşünelim; hayatlarının odağındaki aile ilişkilerini hatırladıktan sonra anne ile anne, baba ile baba olan bir dünyada çocukların nasıl doğduğu sorusunu görmezden gelelim. LGBT kısa film içinde bu durumun küçük bir açıklaması da mevcut. Heteroseksüel olmanın rahatsız edici bir duruş olduğunu da film boyunca hep aklımızda tutalım.

“Ashley erkeklerden hoşlanıyor”

Hikayenin odağındaki Ashley‘nin erkeklerden hoşlandığını fark etmesi üzerine yaşadığı travmatik ilerlemeler nedeniyle canının ne kadar yandığını görüyoruz. Ve tabi ki küçük kızın, normal olmak için ne kadar uğraştığını da tahmin ediyoruz değil mi? Normal olması; toplumun ondan beklediği Lezbiyen eğilimleri gerçekleştirmesinin kabülü.

20 dakikalık LGBT kısa film bizi en çok şu repliği ile kendisine kilitledi: “O sapık yaşam tarzına maruz kalmanızı istemem” diyen anne figürü, sözlerine Heteroseksüellere ithafen şöyle devam ediyor; “Erkek ve kadın beraber yaşıyor, bu günah!”

Nasıl? Bahsettiğimiz kadar rahatsızlık verici değil mi? Küçük erkek ve küçük kadınların aslında henüz küçük insanlar olduklarını ve dünyaya kendilerini deneyimleme arzusuyla geldiklerini hep bilelim.

Evet evet, günahlar ve sevaplarla dolu bir kafesler zincirindeyiz. Kafamızı açıcı tüm odaklardan olabildiğince uzak kalmaya istikrarlı bir şekilde devam ediyoruz. İnsanları iyi, kötü, çirkin, keko, lez gibi ithamlara atmadan önce kim olduğumuzu ve tüm insanlarla aramızdaki bağların, gördüğümüzden çok daha güçlü olduğunu bilmemizin önemli olduğunu düşünüyoruz.

Korkular çok komik, gelsene

“Korku; yönetimin esas duruşudur” diyen William Sheakspear bize durumu nasıl anlatmaya çalışmış acaba. Devlet egemen toplumların ortak tarihlerde gerçekleşen seçimleri, yönetimsel evrakların diplomatik çıktıları ve daha bir çok yüzeysel işleyişin “İllüzyonlar Dünyası” için yetiştirilen insanlara has olduğunu düşünüyoruz. Korku ise bu noktada size kendinizden ilham almamanız için yedirilen bir propaganda metnidir. Nereye gidiyorsunuz? Ne yapıyorsunuz? Doğ – büyü – üre – öl sistemi ile çocuklarınıza değerler yükleyip, miraslar bırakıyorsunuz. Yaşam hakkınızın karşılığının bir ev ve bir araba olduğuna inanıyor bile olabilirsiniz ama uzun soluklu düşünürsek en çok üç nesil sonrasını tanıyorsunuz. Sonrası mı? Maalesef. Biz öldük. Artık bir önemi yok. Bu yüzden illa ki kendimizi günahlarımızla tanımlayabilmek istiyorsak “Yargıların da günah olduğu” düşüncesini güzelce anlamamızda fayda olacaktır. Ama gönlümüz yargılı, günahkar bir varlık olarak yaşamanızdan yana değil tabi ki. Sevgi, bir duygudan çok evrensel bir yaşam formudur. Ne demek istiyoruz? Öğrenmek isteyenleri şöyle alalım: Yüksek Benlik

Bu arada eşcinsel bir çiftin ölüm hikayesine dayalı şu kısa filme de göz atmanızı tavsiye ediyoruz: LGBT Kısa Film – Yapacağız

İyi seyirler!