Bütün dünya film çekmek için şöyle bir formül kullanır: Zaman bölü efor eşittir kalite.

Yukarıda geçerli formülü Türkiye’ye uyarladığımızda aldığımız sonuç; oyunculuk bölü zaman eşittir “bu neydi şimdi?”

Kısa film eleştirmek hakkımız değilse neden izlemeyi sürdürelim diyen bir bakış açısına sahibiz ve bu konuda çokça haklı cevaplarımız olabilir de olmayabilir de. Çok önemli olduğunu düşünmüyoruz cevaplarımıza yapışan “ben daha çok haklıyım” ifadelerinin.

Nitekim belirtmeden de geçmeyelim ki “Türkiye film çekmek konusunda çok acaip bir döngü geçiriyor.” Her izlediğimiz filmi, ilerleyişimize giden bir gemi umuduyla seyredip hüzünle kapatıyoruz. “Neden ya” diye çığlıklar atsak ta içten içe gelişimsizliği gurur zannediyor olmamızdan rahatsız oluyoruz ve bu duruma haklılıklarımızla geri dönüyoruz. İşte kusursuz döngü! Bravo.

Görsel efekt anlamında olaya çok farklı bir işçilik katıp pozitif yönde sonuç almayı en azından denemiş olan “Bir Damla Hayat” adlı kısa film yerli bakış açımızdan kaynaklı aynılığı ve bunu destekleyen eğitim kurumlarının da çabasını boşa çıkarmamış bir iş. Dram, acındırma, hayatta kalma savaşı, su ve küçük çocuk temasıyla başımızı döndürüyor. En azından denemiş çocuklar düşüncesini desteklediğimiz için zaten bunu burada paylaşmaya cüret ediyoruz. Güzel abi, ne güzel! Daha da iyisine ulaşıncaya kadar devam edelim. Color bile yapmışlar kısa filme ama aralardaki boşlukları kim dolduracak işte onu hiç bilmiyoruz.

Kayıp aranıyor ilanlarına dikkat çekmek isteyen tüm ilgisiz ebevynlerin hatrına;

Filmin başında; savaşa insani yardım götürmeye gittiğini düşündüğümüz genç kardeşimiz, annesiyle telefonda konuşurken bir anda kendini hayatta kalma mücadelesi içinde buluyor. Ve daha filmin başındayız? Aralarda neler oluyor sanırız senarist dahil kimsenin bir fikri yok. Net olunca “aman kızma abi” diyorlar bize ama biz aslında onurlandırmış oluyoruz bu filmi. Bu bir gerilim metni değil ve biz de zaten general değiliz. Sonuçta daha iyi görelim ki daha çok güzelleştirelim hayatlarımızı mantığıyla hareket etmeyi tercih ediyoruz.

Bir sahnenin güzelliği, insanın içinde olduğu alana aktardığı detaylarda başlayıp büyür.

Devamı kurmaca zaten, bir hikaye yaratırsın ve insanlara aktarırsın. Aktarımları da düz dümdüz ve dümdüz değil de izleyicinin kafasında minik köşe taşları bırakacak şekilde verirsin diye biliriz esasında. Kısa film çekmek zordur elbette. Özellikle Suriye’de savaş gibi bir temayı işlemek daha da zordur, anlarız. Yine de “gelişimimizi düşünerek elimizdekinin en iyisini ortaya koyma fikrini” odağımızda canlı tutarsak, zaten elimizin değdiği hep bu yönde güzelleşerek ilerler.

Elindeki son lokmayı ve suyu çocuğa verince seni ayağa kalkıp alkışlayacak mıydık? Nedir bu dram kafasından yıllardır çektiğimiz? Doyduk sanırız, evet evet doymuşuz…

Yenilikçiliğin aksi yönünde hızla ilerleyen bir yapıt izledik. Dayanma süresine eklemek istemezdik bu kısa filmi ama bizim de izleyip puanlama yöntemlerimiz var. Biz de izleyiciyiz ve biz de puanlamalıyız ki sistem büyüsün. Bu konuda eleştirdiğimiz bakış açısının aksine hareket ediyormuşuz gibi görünsek de aslında dediğimiz gibi bunlar hep gelişim. Kızmak burada sadece “ben yaptım, beğenmediler” demek olur ki bu da bizce kaçış. Madem yapıyorsun, bunu buraya yavaşça bırakıyorum; “Daha iyisi için çaba göstermeye devam et”.

Yapımda ve yayında emeği geçen tüm arkadaşlarımızın ellerinden, küçüklerimizin gözlerinden öpüyoruz.

Büyüyelim yavaşça, yarın cennet olacak.