Kendisini bütün olarak algıladığımız tüm dikkatleri o noktaya çekerek bilinçli farkındalığınıza bilinçsiz bir çağrışım garantisi veriyoruz. There’s Too Many of These Crows kısa animasyon film kafasını gururla sunar.

Bilincin niteliklerinden biri de farkındalıktı. Ve eğer sürekli başıboş kalabilirsek kafamızda nihayet yetim çıkacaktık aşağılardan gelen bir gülme isteğiyle. Evet, kadıköydeyiz ayrı ayrı diyebiliyorken neden kasılıp kavruluyoruz. Ne değişti neden gelişti neler oldu da bu kadar üşüdük anlamsızca, metin bir metin 2.

Sözcükler boğazımıza düğümleniyorken “There’s Too Many of These Crowskısa animasyon film metin içinde metin veriyordu bize. Kafamız da mı kıyak diye düşünüyorduk ki hakkını verdik. Bütün zorlukların üzerinden geldik biz diye haykırabilecek kadar kafasız kalmıştı ki kafamız, büyüyen blogların içeriklerine dikilen, dikensiz güller gibi bakıyordu boş mu dolu mu anlaşılması güç gözlerle. kafamızı nasıl bütüne ayrıştırabileceğimizin idrakına da mı varamıyorduk? Müptezel montu atmamalıydık diye iç geçirdiğimiz her bir an daha çok üşüyor olmamalıydık. Benden intikam almış gibi bir fikir veriyordu bütüne gitmeye çalışan kafalarımızda. Üşüdük be abi. Kafamızda üşüdü. Neden diyerek anlam vermeye çalışıyorduk dağınık cümlelere. Saçmaydı ama anlamazdı, kimse nedenini bir tek fikirde bulamadan büyüdü. Bütüne dağıtıp hakkını alamamak hissi ile yüz göze kaldık. Ne var ki bütün bize haklı baktı da bir hak da bu üzüntü miktarı için verdi. Bir nevi dava ücretiydi.

Film bize böyle etkiler satıyordu gözümüz boyunca vardığı kudrette ezilmemeye çalışan çocuğun haklı gururu içinde.

Bilinç çalışması için tartışmak gerekir diyorlar kitaplar boyu satır satır. akıl almaz bir dahiyanelik içinde harika bir şey keşfetmiş olan bilinçli farkındalığın alana hükmettiği gerçeği üzerinden dinlere düştük üşüdük ve üşüttük. zatürre ettik hayvanları da onlar için bile bile lades çektik kafamızda sorumsuzluklarımızla. “sorumsuz1” kullanıcı adını hak etmiş olmamız bir başka hayal daha sonsuz satırlarımız boyunda iki de 1 bakıp durduğumuz.

olsun diye haykırıp yalvardığımız. olmasını istediğimiz için mi onun gibi davranıyorduk yoksa olabileceğimizi zannettiğimiz kadar basit mi bakıyorduk tek cümlelere sığmaya çalışırken. en büyük benim ne kadar uzun bir cümle olabilirdi; hep bir ağızdan kargaların neden bu kadar ısrarcı oldukları sorusuna bakan bizden birine.