vizyonları sonsuzlaştıran ben, geleyim mi?

Önce büyük başlık mı gelir küçük başlık mı kaçar temalı “Those Visions Have No End”, ismini rahatça zikredebildiğimiz kadardı ve biz de bunu boş çeviremedik.

Normal insanların vizyonsuzluklarını bir prensip meselesi edinip sürekli bundan şikayet ettiğimiz zamanları az çok yakalıyor, kendimizin kendisi olarak bildiğimiz bir şeyleri ismen ve zihnen zikrettiğiniz çalışmaları gayri gönülden destekliyoruz.

Gün içinde 2 post atacak zamanımızın olmadığı bu doğal ortamlarımızda gözlemlediğimiz kendi kendinin parantezi olmak aslında bir yargıyken insanın kendisine, hop bir bakıyorsunuz o olmuş orada kalmış. Nasıl birşeysin ki sen sürekli taraf değiştiriyorsun. Senin stabil kalmanı bekliyorum diye düşündürüyor ve bir o kadar da sağa sola bakma doğru yürü dedirtiyordu içimizden…

Siz hala annenizin margarinini mi göz önünde tutuyorsunuz?

Bıkmıyorduk bu espiriden! Yönetmen Nicolas Fong bize görselin gözlerimizin önünden aktığını, her şeyin ardına düşebileceğimizi ve bu konuda dürüst olup istemeyi hakkımız olarak görmemizi sağlamış. Güzel zamanların trend edildiği huzursuzluk hissinin her hangi bir yere geçip gitmesine izin vermeden mantık sınırlarını zorlamadan kendi kendimize aldığımız tüm sorumluluk insiyatiflerini bir bilene sormak gerektiğini anlıyoruz.

Matematiği iyi olduğu için 10 üzerinden düşünen çocuk konuştu “Ellerim doluyken ben ben değilim.”

Kadını erkekten ayırmanın bir yolu olmalıydı ve ilk tohum buna kendisi karar verdi. Seçim onundu sahneler bizim. Kendi kendisi ile kalmayı bilmeyen tüm iyi babalar gibi o da aldığı kararların arkasında durmak istiyordu? Acil miydi o? Yoksa safi geliri milli hasılata dönüşmüş bir sistem görevlisi daha mıydı bütün bu görüşler ve ayrılıklarında.

Afiyet olsun diyeyim mi sana diye soruyor yönetmen animasyon içindeki sahneleri birer perde gibi daha kullanırken. Seçemediğimiz soruların hiç vermeyeceğimiz kararları için mi üzülecektik kaygı duyduğumuz için mi? Söz verip geri gitmeyi mi kendimize yedirecektik?

Neden o kaygılı anlarda kimsem yoktu kızgınlığımızın bir kediye geçmesine izin vermek dev bir sorumsuzluktu. Bunu yapanın nasıl yaptığına dair mallığı ise efsanelerden öte adeta dinamitsiz kalmış bir lokum tanesi olarak tanımlıyoruz. Azıcık strese bile gelemiyor bu, çocuk.

Nasıl olabilir dedirten cinsten sorular soruyoruz ama sizin siz olduğunuza inandığımız için bunun sizinle bir ilgisinin olmayacağına da pek inanmıyoruz? Peki öyleyse nasıl? Beni geçmek kolay diye mi? Nasıl anlatacağımı unutmaktan utandığım için mi? Hangi şeyin insanın cinsel utancından öteye geçebileceğini sanıyorsunuz? Bilinmezliklere bilinirlikler katıyoruz. Ego ben de varım diyorken sen de varlığını yan büküp bunu mu okuyorsun?

Korku ve kaygıları kalbimizden kafamıza taşıyan tüm güzel robotlara çok teşekkür ederiz.

Abi bütçe de var çekelim bi film…

Az kuru ve az pilavla elimizden gelen tüm güzel içeriği gözlerinizden içeri aktarmak için çan çekişiyoruz. Duvarların izlerinde etkilendiğimiz objeler görmek varsa ellerimizi koymak için harika bir alan dahaydı kendini hissettiren en büyük duygu. Korktuğundan mı yaptı? Belki de tamamendi diye düşündürüyordu bizi animasyon video klipli kısa film içeriğinden verdiği pixel birleşimlerini gönlümüze güzelce yerleştirirken. Yüksekliğimiz bir milletler minneti, dualarımız ise kendimize inancı anlatsın. Amin diyerek finallediğimiz yüksek geçişli kripto gerçeklerin görüntüsüyle sizleri de yüz yüze bırakıyoruz.