Başlangıç ile bitişin arasında ne vardır diye sorarız hep birbirimize. Ne olduğunu bildiğimizi zannettiğimiz bir ihtimalimiz var; o da dönüp durmak mı dersin?

Sistem: döngüdür. Döndürür içinde. Onun da büyümeye ihtiyacı vardır çünkü bilir kendisini. Bir kafadan öbür kafaya geçerken biz, yaşadığımızı sadece deneyim zannederiz. Ders aldım, haklı çıktım, ben bildim, üzgünüm, pişmanım diyip dururuz ama işte belki de o iş öyle değildir. Ve belki de sadece enerji üreten bir bataryanın hayat bulmuş halisindir.

Klostrofobi ve butik hayatlar

Deneyimler dünyasında, alttan üste, içten dışa ve boyuttan boyuta dağılıyorduk. Burada duracaktık belli ki ve evrenin uzak sınırlarına gitmek değil, belki de gidememekti korktuğumuzu zannettiğimiz.
Küçük bir kısmında yaşayacaktık evrenin, güneş sistemimiz ve gezegenimiz ve galaksimizin hareketlerinin bileşkesi sayesinde, evrende küçük çizgisel bir zaman-mekan aralığını kısaca tarayıp, göz açıp kapayana kadar eğrimizi çizecek ve gidiverecektik.

Yok ama bundan korkmamak için de oldukça eskilerde güzel bir öykü yazılmıştı ve bu öykü de tarihin bir yerinde bir kere ortaya çıkmayagörsün hemen insanların zihnine kazınan meme’lerden biri olduğunu kanıtlamıştı. O yüzden hiç difüzyonist olmaya da gerek yok, belli ki tarihin farklı yerlerinde, gezegenin kat ettiği farklı evren bölgelerinde tekrar tekrar icat edilmişti bu anlatı. Kültürlerimize farklı noktalardan sızmıştı ve biz o öyküyü biliyoruk: Sen ölünce, kurtlar seni yiyince, ondan sonra sen illa ki, ister ruhun, ister kanın, ister ben’in, ister etin, ister proteinin, ister karbon atomların, bir şekilde başka sistemler ve en önemlisi de başka organizmalar içinde yeniden işe koşulacağın için, bu nasıl bir teselli olabiliyordu?

Bedenimin parçalanması korkularımın en büyüğüyken ve mesela kafamın bedenimden ayrılması en dehşet verici düşünce olmuşken ve bedenimin öldükten sonra bile olsa yakılması her niyeyse beni bu kadar korkutuyorken, tam olarak aynı anlama gelen bir dağılma, parçalanma ve her yana saçılma anlatısı bize nasıl teselli verebiliyordu?

Tam olarak aynı şekilde, farklı farklı hayvan ve insanların içinde yeniden yer almak ama benliğini yitirmek, “ne anlamda” farklı bir hayvan ve insanda yeniden uyanmak olabiliyordu? Orada yeniden uyuyan şey senin gerçek benliğindi ama uyandığında orada benliğin olmuyordu. Gel de açıkla? Aynı şekilde, bir adet hücrenden başka hiç bir sürekliliğin olmadığı halde bir adet çocuk seni nasıl “sürdürebiliyordu?” Tabii ki genler, hem fikiriz ama düşündüğünüzde, sürekliliği gerçekleştiren, bir adet hücrenizde taşınan bir miktar kromozom, sitoplazma, bir kaç endoplazmik retikulum, golgi aygıtı, hücrenin yabancısı mitokondri, hücre çekirdeğinin zarı, bir miktar protein ve aminoasitti hepi topu. Bunlar o kadar önemliyse eğer şimdi elimin üzerini bir lazerle kazdığımda bunun belki bir kaç yüz katını evrene geri salmıyor muyum? Yok eğer bunlar önemli değildi de genlerimde taşıdığım kod önemliyse “bu maddesiz kodun kurduğu süreklilik nasıl benim malım olabiliyordu?” Hangi insan algısına, hangi süreklilik anlayışına sığarki bu?

Kuşkumuz yok, insan olan tuhaftı. En saçma şeylerden korkuyor ve en saçma şeylerle avuntu buluyordu. Hani tümüyle olmasa da ve kendi açısından belli ki bir bildiği olsa da, aslında büyük ölçüde de aldanıyordu. Yani yaşamak için sürekli aldanması ve bu aldanlamalardan bir anlam dünyası inşaa etmesi gerekiyordu. Aldandığı her şeyi adlandırıyordu. Hayır, haklı da olabilirdi aldanlamalarında ama aldanlamaları, yani anlam dünyası, sonuçta sadece onun zihnindeydi. Evet evrenin belki de bir sınırı vardı gerçekten, kim bilir, ama evrenin sınırı da zihnimizin içindeydi her şeye rağmen; gerçekten varolsa da olmasa da… Şimdi gel de acımasız indirgemeciliğinde insana hak ver?

Olanı olduğu gibi sevmeye devam edelim sonuçta cevapsız soru olmaz. Öyle olsa soru açığa çıkmaz, bilinmez. Eminiz bir yerlerde birileri ne olup bittiğini açıklayacak o en gerçek elektrik sinyalini bizimle paylaşacaktır.

Kısa filmi izlerken aklınızdan geçirin lütfen; insanların arasına bir maske takıp çıkabilecek cesaretiniz olsa bu korkuyla bezeli kötülüğü yine de yapar mıydınız kendinize?