Anlamkeşliğin bir yaşam biçimi olduğu kendimize aldığımız rollerden bir kuple ve bir kap dahaydı sevgili okuyan/izleyici. Seni de tanımladık ya ölsek de gam yemesek bari!?

Boston 168 klibi olarak izlediğimiz Oblivion and Vapor estiği yellerin geçtiği yerlerine dokunup, parmak aralarını gözümüze sokuyordu video klibin girişlerinde. İzlediklerimize odaklarken bizi sanki hiç parmak basmayacakmışız gibi yapıp aslında hep önünden geçtiğimiz yolların ardına düşüren bilimsel kafalarda bu hafta: Cıvıtmak mı istiyoruz? Yoo…

Saygısına sevgi değdirecek kim varsa yokluğumda varlığıma dönüşen noktaların kendilerinden olandı onlar. Ölenle ölünmez diyorlar? Zaten bir tek de ölenle ölünüyor gibi. Bir varmış da bir artık yokmuş gibi… Yer miyiz?

Sabret sonu aynı değil, sözlüyoruz.

Geriye dönme okulundan kaçan mutant dolu bir kaptan kim kurtarır dünyayı metaforların ortalamasının eğrisinde. Enine boyuna ölçerek diktiğimiz hayatlarımızdan birer kefen yaratıp tam da o ölçülerde ölüyoruz. Şımarmadan, kendini bilmezlik etmeden. Etse bile hatasını fark edip devam edeceğini bilmenin verdiği rahatlığa sahip olmanın dayanılmaz hafifliğini düşleyen kedinin rüyasını gerçek kılan tanrısı. Bıktıysan bekleme!

Herkesin beklediği bir event varmış dediler?

Biliyorsunuz hiç bir anlamı yok yokluğunda dediğimiz her şeyi kendi kendimize atabildiğimiz iddaaların ortasıyla paslıyorduk sıkıcı bulduğumuz tüm yanlarımızı. Ama kedilerim onlara aldığım oyuncağı beğenmediğinde ne yapacağım? Kendi kedilerimin tanrısı olarak onlara vurmakla sövmek, kendi sözümü dinletme savaşımda bir arada. Eyvah denilen fikirleri saklayan yüksek bilinç gel bi’ bişey dicem!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.