Elimiz elinizde elimiz gözünüzde. İçlerin acısından dışların paydalarına “abi nereye” diye bağırırken, kendi elimize sapladığımız bıçağa giden soğukkanlı bakışlarımız kısa animasyon film “Dead End” için ilk izlenimlerden kuru görüntülere dönüşüyordu.

Sanki sen sertapsın sanki sezensin sanki haluksun falan… Bunu anlamakta güçlü olduğumuz için bilineni bilinmeye nasıl dönüştürmeliyiz fikrini öğrenme zorluğu çektiğimiz alkolsüz içeceklerimizin çeşitliliği ile sihirli annelere ithaf ediyorduk. Neyse ki çocuk bayramlarında tek renkli pankart kaldırmak için stadyumlara doluşmuşluğumuz vardı da kendi rengimizi biliyorduk.

Kısa animasyon film “Dead End” abstrakt derken gülümsetiyordu. Artık kısa cümleler kuruyorum anlayışının, dar pantolon giyen iri memeli kızıl kadınlardan geldiğini zannederken yanılıyor muyduk?

Çok sembol annecim!

Sembolik evrende her işleyiş bir aktarımdı ve gözün gördüğü yalnızca görünen köyün kılavuz çizgileri arasında kalmış bir sınırdı. Sınırsızlık yalandı, yalan sınırlarımıza dolandı. “Dead End” bizi agresif yaparken, psikotik çaresizliklerimizden yakalıyor, canımızı zor kurtarırcasına kırmızı başlıklı kurttan kaçabildiğimiz kadar uzaklara kaçmaya meylettiriyordu.

İzlemeden geçmeyeceklerimizden sınırsız deneyimlere. “Dead End” kısa animasyon film bizlerle.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.